Aşk ikidir sevgi bir; Aşk yalan,sevgi gerçektir. Aşk sudur,sevgi susuzluk. Bu yüzden sevgi hasrettir, Özlemektir,beklemektir. Asıl maharet: Susuzken suyu içmek değil Karşısına geçip seyretmektir. Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak; Aşk açmaktır,sevgi katlamak. Sevgi saklamaktır Yüreğini,gözlerini Ve de ellerini saklamak Bahar geldiğinde… Bir çiçeğe,yeşile,çimene Aşık olamazsın ama seversin. Arkadaşına aşık olamazsın Ama seversin. Toprağa fidanı aşkla değil Sevgiyle dikersin. Sevgi için ölünür,aşk öldürür. Aşk kıskançtır,nankördür Sevgiyi öldürür. Aşk Kabil’dir,sevgi Habil. Aşkla sevgi aslında kardeştir Babaları insandır,Adem’dir Aşk için şiirler yazarsın, Şarkılar yaparsın; Sevgiyi anlatamazsın. Çünkü yüreğine sığdıramazsın. Kalbini aşka kapatabilirsin Ama sevgiye kapatamazsın
(Not: Şair'i bilmiyorum fakat yüreğine ve kalemine sağlık)
2007 Aralık son haftaları, Artık bitsin bu yıl diye dilime dolanmış cümlelerle geçirdim. İstemeyerekte olsa... Beni Yaratan Kadın(Annem'in) geçirdiği, birden bire oluveren rahatsızlık hayatımızı biraz daha zorlamıştı... Üstüne benimki de eklenince tuzu biberi oldu diyebilirim.
Sanırım, şimdiye kadar bir sonra ki yıla geçmek için bu kadar sabırsızlanmamıştım. Oysa sadece Dünya, Güneş etrafında bir tam dönüşünü daha tamamlamıştı. Bende 26 yaşına basacağım ( ama üzerine durmaya değmez sanırım :) ).
Geriye baktığımda bol bol yorgunluk, uykusuzluk, sinir halleri, acı çekmişlik ve göz yaşlarını görüyorum. Ama herşeye rağmen yaşamak ve inandığın değerlere sahip çıkmak adına gördüğüm iyi şeyler de var.Uğraşarak, emek vererek inşa ettiğin yapılar. Bunlar ne mi? Belki mutfakta yaptığım bir yemek, günlerce sabahlayarak hazırladığım bir proje, Sevdiklerime verdiğim küçük sürprizler...gibi..
Sana küçük bir anektod(öykü) anlatmak istiyorum. Viski(Köpüşüm) 28 Kasım'da 4 yavru Dünya'ya getirdi. Şimdi bir ayı geçtiler ve hepsi harkulade. Onları çok hırçın seviyormuşum :), Beni yaratan Kadın öyle diyor. Bende diyorum ki ona, kendimi tutamıyorum, onları böyle KOCAMAN sevmek istiyorum demiştim ve ekleyerek "Acı çekmek iyidir, yaşadığını hisseder" Annem de; "Yahu! doğduklarına pişman olacaklar" diye sürdürür.
Laf aramızda karar verdim bu kadar hırçın sevmeyeceğim. Biraz daha büyüsünler, o zamana saklıyorum.:)
Yazdığım yazılar birikiyor, fakat hemen hepsini ekleyemiyorum, çünkü mükemmel olmasını ve beni yansıtmasını istediğim yazılar olsun istediğim ve yeterince aman ayıramadığım için geçte olsa yayınlamaya çalışıyorum.
Önümde 3 adet Final sınavı var. 25 Ocak'a kadar sanırım buralarda olamayacağım. Ama yine de görüşebiliriz. Kim bilir? :)
Telefonda duydum haberi ve bana gelen bir e-posta ile detayları görünce...
Engin Arık ve Engin Abat iki çok sevdiğim meslektaşımı bugun kaybettim.
Fotoğrafta Engin var. Bodrumda Hızlandırıcılar üzerine bir yaz okulunda.
...ve...
Engin ARIK Öğretmenim
Ne diyeceğimi bilemiyorum. Habersiz gittiniz. Daha iki gün önce Engin İstanbulda ev ve ev arakadaşı arıyoum diye yazıyordu. Gülümsemiştim. Bilmiyorum Engin bu kader mi? Farkındayım bu sözü benden daha öcne hiç duymadın.
Hep dediğimiz gibi Seçimleri biz yaparız, ama ya yapamadıklarımız.....
Bodrumda bir gece yaptığımız yaramazlığın kanıtı Geriye sadece bunlar kaldı Engin ABAT!
Kazada hayatını yitiren Tüm Dünya İnsanlarının yakınlarına başsağlığı diliyorum! Engin Arık Öğretmenimin eşi Metin Bey'e ve Engin'nin ailesine tüm içtenliğimle başsağlığı ve tanrıdan sabır diliyorum.
Bu ülkeyi, bu kenti(İzmir) ve bu toprakları vatan yapan üstündeki insanları seviyorum. Hiç bir ırk ayrımı yapmaksızın. Hepimiz Dünya'lıyız diyerek...
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Gecesi Annem (Beni yaratan kadın) ile İzmir Devlet Opera ve Balesi'ne 25. yıl konserine (Tarihi Elhamra Sahnesine) gittik. (Klasik müzik ve oratoryoları severiz.)
Konser programı çok güzel hazırlanmıştı. Uvertür(Açılış) G. Verdinin güzel bir eseriyle başladı. Herkesi ortama ısındırdı ve hadi bakalım der gibi idi... ..bitişi de 10. yıl marşı ile yaptık...
Kapıdan içeri girdiğimizde bize gülen yüzlü tonton bir amcanın verdiği Türk Bayraklarını Yukarı kaldırıp dalgalandırarak.
..ve sevdiğim bu senfonik eseri seninle paylaşmak istedim.
Bilkent Senfoni orkestrasının bir çalışması.
iyi seyirler.
... İzmir Marşı
İzmir’in dağlarında çiçekler açar. Altın güneş orda sırmalar saçar. Bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar. Yaşa Mustafa Kemal Paşa,yaşa; Adın yazılacak mücevher taşa.
İzmir dağlarına bomba koydular Türk’ün sancağını öne koydular. Şanlı zaferlerle düşmanı boğdular. Kader böyle imiş ey garip ana Kanım feda olsun güzel vatana.
İzmir’in dağlarında oturdum kaldım Şehit olanları deftere yazdım. Öksüz yavruları bağrıma bastım. Kader böyle imiş ey garip ana Kanım feda olsun güzel vatana
Türk oğluyum ben ölmek isterim. Toprak diken olsa yatağım yerim. Allahından utansın dönenler geri Yaşa Mustafa Kemal Paşa,yaşa Adın yazılacak mücevher taşa
...
İyi ki vardın ATAM, İyi ki bu toprakları Onurlandırdın!
Kıymet bilemedik ama, Geç değil ATAM! Hiç geç olur mu?
Ama,
Zaman hareket zamanıdır... Zaman omuz omuza verip ilerleme zamanıdır...
Hissederek yaşayın ve yaşatın, Herkesin görüşlerine saygı gösterin, Ama, Gelin o görüşleri sembolizm haline getirmeyin.
İyi tasarılanmış bir reklama her zaman gri hücrelerimde yer vardır. Kalıcı, etkileyici, yapıcı ,yadırgatıcı, şaşırtıcı... Belki sende fark etmişsindir, aslında reklam da Tiyatro gibi benzer ögeleri barındırıyor bünyesinde. Burası biraz farklı anlaşılabilir. Ufak bir açılım daha yapmalıyım. Reklam yazmak, tasarlamak sahneye onu yerleştirmek, kostüm tasarımı, seçilen müzik ışıkların doğru açıları ve yerleri, kişilerin sahnede durdukları yer ve diksiyon vb. liste uzatılabilir. Bunlar bir oyunu sahneye koyarken dikkat ettiğimiz ögelerdir. Ama tıpkı bir tiyatro eserinde olduğu gibi reklamında bir amacı vardır yani bir amaca hizmet eder işte bu kısımda tiyatro ile aynı ögeleri kullanır az önce yukarıda yanyana saydığım bir kaç öge gibi.
Sevdiğim bir reklam daha... Fazla söze gerek yok aslında burada pazarlama teknikleri, reklamın kaçırdıkları ve getiridikleri, reklamdaki oyunun ortaya çıkışındaki dikkat edilen ögelerede değinebilirim ama... Bence gerek yok bu büyülü metin beni aldı götürdü bu sonbahar İzmir'in de...
Reklam ajansını bilmiyorum araştırmadım henüz. Fakat onları kutluyorum. Ayrıca reklamcılar kendilerine kreatif grup olarak seslenilmesini sever diye duydum. Bu reklamın kreatif grubunu kutluyorum. :)
Görünenin arkasında, 4 boyutun daha fazlasına taşmış ama ifade edilemeyen veya ifade edilmiş anlaşılamayan, anlayamadığımız kültür ve sanat aktiviteleri, derin duygularımız ve tabiki bilimin anlatmak istedikleri ve siz..Hepimiz buradayız...